Twilight
Sitemize Hoşgeldinz!

Lütfen Giriş Yapınız.


Twilight fanlarının kurduğu bir forum...
 
AnasayfaHoşgeldinizTakvimGaleriSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Breaking Dawn Spoiler

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
ecem
Süper Moderatör
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 177
Kayıt tarihi : 16/02/09
Yaş : 24
Nerden : istanbul

MesajKonu: Breaking Dawn Spoiler   Ptsi Şub. 16, 2009 11:15 pm

İşte ben biraz ekledim ... Bu arada ALINTIDIR .!!

Breaking Dawn. 3. Bölüm, “Büyük Gün”


Gözlerim birden açıldı.
Rüyamın etkisinden kurtulmaya çalışırken birkaç dakika boyunca yatağımda titredim ve zorukla nefes alabildim. Kalp atışlarımın yavaşlamasını beklerken, gökyüzü gri renkten soluk pembeye dönüştü.
Dağınık ve tanıdık odamın gerçekliğine tamamen döndüğümde, kendimden biraz rahatsız oldum. Tam da düğünden önceki gece gördüğüm rüyaya bak!
Kabustan kurtulabilmeye istekli olarak, giyindim ve acıkmadığım halde mutfağa yöneldim. Önce zaten düzenli olan odaları topladım ve Charlie kalktığında ona krep yaptım. Kahvaltı yapmakla ilgilenmeyecek kadar heyecanlıydım, bu yüzden o yerken oturduğum yerde zıplayıp durdum.
“Bay Weber’i saat üçte alacaksın.” diye hatırlattım.
“Bugün papazı getirmekten başka pek bir işim yok Bells. Tek görevimi unutacak değilim.” Charlie bütün gününü düğüne ayırmıştı ve kesinlikle boşluktaydı. Gözleri gizlice merdivenlerin altındaki, oltasını tuttuğu dolabın önünden geçti.
“Senin tek işin bu değil. Aynı zamanda güzel giyinmen ve yakışıklı olman gerekli.”
Gevreğinin bulunduğu tasa bakarken kaşlarını çattı ve “maymun elbisesi” kelimelerini homurdandı.(Not: Onu ve Bella’yı Alice giydiriyor.)
Kapı canlı bir şekilde çalındı.
Yüzümü buruşturarak “Durumunun kötü olduğunu düşünüyorsun,” dedim ve kapıya doğru yürüdüm. “Alice bütün gün benim üzerimde çalışıyor olacak.”
Charlie kafasını düşünceli düşünceli salladı. Geçerken, kafasının tepesini öpmek için eğildim –kızardı ve öksürdü- en iyi kız arkadaşım ve müstakbel kardeşimi karşılamak üzere kapıya doğru yürümeye devam ettim.
Alice’in kısa, siyah saçı her zamanki gibi dikilmiş halde değildi. Periye benzeyen –ve şu anda tamamen ciddi bir ifadeye sahip olan- yüzünün çevresinde pürüzsüz bukleler vardı. Beni evden dışarı sürükleyerek, omzunun üzerinden “Hey Charlie.” diye seslendi.
Porsche’sine binerken beni inceledi.
“Kahresin, gözlerine bak! Ne yaptın sen? Bütün gece ayakta mı kaldın?”
“Hemen hemen.”
Ters ters baktı. “Seni bugün mükemmel yapmak için çok fazla zaman ayırdım Bella – ham maddeme daha iyi bakabilirdin.”
“Kimse benden mükemmel olmamı beklemiyor. Bence en büyük problem, tören sırasında uyuyakalıp “Evet.” diyememem ve bunun üzerine Edward’ın kaçması ihtimali.”
Güldü. “Vakit yaklaştığında sana buketimi fırlatırım.”
“Teşekkürler.”
“En azından yarın uçakta uyuyacak vaktin olacak.”
Kaşımı kaldırdım. Yarın, diye düşündüm. Yarın bu saatlerde hala uçakta olacaktık. Edward nereye gideceğimize dair hiçbir ipucu vermemişti. Bu gizem beni strese sokmamıştı; ama yarın nerede uyuyor olacağımı bilmemek garipti. Ya da umarım, uyumuyor olacağım…
Alice bir ipucu vermiş olduğunu anlayıp somurttu.
“Eşyaların toplandı ve hazırsın.” dedi dikkatimi dağıtmak için.
İşe yaradı. “Alice, keşke kendi eşyalarımı toplamama izin verseydin.”
“Çok fazla şeyi ele vermiş olurdum.”
“Ve alışveriş yapma şansın olmazdı.”
“10 saat içinde resmen kardeşim olacaksın… Yeni kıyafetlere olan nefretini aşmanın zamanı geldi.”
Eve yaklaşana kadar arabanın ön camından dışarı sert sert baktım.
“O geldi mi?” diye sordum.
“Merak etme, müzik başlamadan burada olur; ama geldiği zaman bile onu göremeyeceksin. Bu işi geleneksel yolla yapıyoruz.”
Homurdandım. “Geleneksel!”
“Çoktan gözetlemiş olduğunu biliyorsun.”
“Ah, hayır – seni gelinlikle gören tek kişi olmamın sebebi buydu. Bunu o yakınlardayken düşünmemeye çok dikkat ediyorum.”
“İyi,” dedim garajın yoluna girerken, “Mezuniyet dekorlarını tekrar kullanmak zorunda kalmışsın?” Yolun üç mili binlerce titrek ışıkla sarılıydı. Bu sefer beyaz, saten fiyonklar da eklemişti.
“Şimdi ziyan etmezsek ileride de kullanabiliriz. Tadını çıkar; çünkü vakti gelene kadar iç dekorlarını göremeyeceksin.” Arabayı garaja park etti; Emmett’in büyük cipi hala yoktu.
“Ne zamandan beri gelinin dekorasyonu görmesine izin verilmiyor?” diye protesto ettim.
“Beni görevlendirdiğinden beri. Merdivenlerden inerken seni tamamen etkilemek istiyorum.”
Beni mutfağın içine sokarken ellerini çırptı. Girer girmez kokunun etkisi altına girdim.
“Bu da ne?” diye sordum, beni evin içine doğru götürürken.
“Çok mu fazla olmuş?” Sesi birden bire endişeli çıkmaya başladı. “Buraya giren ilk insansın; umarım doğru yapmışımdır.”
“Muhteşem kokuyor!” diyerek güvence verdim –neredeyse alkollü gibi; ama bunaltıcı değil. Değişik güzel kokuların dengesi zekice ve kusursuzdu. Turuncu ağaç çiçekleri… leylak… ve başka bir şey – doğru mu?”
“Çok iyi Bella. Sadece frezya ve gülleri unuttun.
Büyük banyosuna girmeden gözlerimi çözmedi. Güzellik salonu malzemeleriyle dolu uzun tezgaha baktım ve uykusuz gecemin etkilerini hissetmeye başladım.
“Bu gerçekten gerekli mi? Onun yanında her halükarda sıradan duracağım zaten.”
Beni alçak, pembe sandalyeye itti. “Ben seninle ilgilendikten sonra kimse sana sıradan demeye cesaret edemez.”
“Sadece senin kanlarını emeceğinden korktukları için.” diye homurdandım. Arkama yaslandım ve biraz uyuyabilme ümidiyle gözlerimi kapattım. Alice her yanımı maskeler ve boyarken kendimi bıraktım.
Rosalie, sabahlıkla ve saçında bir taçla banyodan içeriye süzüldüğünde vakit öğleyi geçmişti. Öyle güzeldi ki, içimden ağlamak geldi. Rosalie yakınlardayken süslenmenin manası neydi?
“Geri geldiler.” dedi ve çocukça umutsuzluğum anında geçti. Edward evdeydi.
“Onu buradan uzak tut!”
“Bugün sana karşı gelmez, hayatına çok değer veriyor.”

Kaynak: www.twilight.gen.tr

Arkadaşımız ***reneesme*** ye çok teşekkürler bundan sonraki çeviriler içinde bu geçerli


En son ecem tarafından Cuma Şub. 20, 2009 6:43 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.muziktr.yetkinforum.com
ecem
Süper Moderatör
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 177
Kayıt tarihi : 16/02/09
Yaş : 24
Nerden : istanbul

MesajKonu: Geri: Breaking Dawn Spoiler   Ptsi Şub. 16, 2009 11:16 pm

Devam....


Bugün sana karşı gelmez, hayatına çok değer veriyor.” diyerek Alice’e güvence verdi. “Yardım etmemi ister misin? Bella’nın saçını yapabilirim.”
Ağzım açık kaldı. Nasıl kapatacağımı hatırlayabilmek için uğraştım.
Hiçbir zaman Rosalie’nin en sevdiği kişi olmamıştım. Şu anda yaptığım seçim, aramızdaki gerginliği daha da artırmıştı. Nefes kesici güzelliğine, sevdiği ailesine ve ruh eşi Emmett’e rağmen, bütün bunları insan olabilmek için vermeye hazırdı. Ve ben, onun hayatında en çok istediği şeyi çöpmüş gibi fırlatıp atıyordum. Bu seçimim kesinlikle aramızı ısıtmamıştı.
“Tabii,” dedi Alice kolayca. “Saçını karmakarışık istiyorum. Duvak şuraya gelecek.” Elleri saçlarımın üzerinde gezinmeye başladı. Kaldırıyor, kıvırıyor, istediği modeli tanımlıyordu. Bitirdiği zaman, Rosalie’nin elleri ile yer değiştirdi. Alice yüzümde çalışmaya devam etti.
Rosalie saçımı Alice’in istediği şekilde yaptıktan sonra, gelinliğimi almaya ve sonra Phil ile annemi otelden almakla görevlendirilmiş olan Jasper’la iletişim kurmaya gönderildi. Alt katta kapının tekrar tekrar açılıp kapandığını duyabiliyordum. Sesler yukarıya doğru gelmeye başlamıştı.
Alice saçımı ve makyajımı bozmadan giyinebilmem için beni ayağa kaldırdı. Sırtımdaki inci düğmeleri iliklerken dizlerim çok fena titriyordu.
“Derin nefes al.” dedi Alice. “Ve kalp atışlarını yavaşlatmaya çalış. Yüzündeki bütün makyajı akıtacaksın.”
Verebileceğim en alaylı izlenimi vermeye çalışarak “Çalışacağım.” dedim.
“Artık giyinmem lazım. İki dakikalığına kendini birarada tutabilir misin?”
“Imm… Belki?”
Gözlerini devirdi ve kapıdan çıktı.
Banyo ışıklarının eteğimin üzerinde yaptığı şekilleri izlerken, akciğerlerimin her hareketini sayarak nefes alıp verişime odaklandım. Aynaya bakmaya korkuyordum – kendimi gelinlik içinde görmemin kalp krizi geçirmeme yol açabileceğinden korkuyorum.
Alice, gümüş bir şelaleyi andıran ve ince vücudunu saran elbisesiyle, ben iki bin nefes almadan önce oradaydı.
“Alice – vay!”
“Bu bir şey değil. Bugün kimse bana bakıyor olmayacak. En azından sen odadayken.”
“Har har.”
“Şimdi, kendini kontrol edebiliyor musun yoksa Jasper’ı buraya getirmem mi gerekli?”
“Geldiler mi? Annem burada mı?”
“Kapıdan içeri yeni girdi. Buraya geliyor.”
“Renee buraya iki gün önce gelmişti ve ben onu“Renee buraya iki gün önce gelmişti ve ben onu“Renee buraya iki gün önce gelmişti ve benim onu Esme ve dekorasyonlardan ayırabildiğim her dakikayı beraber geçirmiştik. Bu işlerden gece Disneyland’da kapalı kalmış bir çocuk gibi zevk alıyordu.
Kapıya gelmeden coşup, tiz bir sesle “Ah, Bella!” diye bağırdı. “Ah, tatlım, çok güzelsin! Ağlayacağım! Alice, muhteşemsin! Sen ve Esme mutlaka düğün organizatörleri olmalısınız. Bu gelinliği nereden buldun? Göz kamaştırıcı! Çok zarif, çok şık. Bella, bir Austen filminden fırlamış gibi duruyorsun.” Sesi uzaktan geliyor gibiydi ve odadaki şey şey bulanık gözüküyordu. “Her şeyi Bella’nın yüzüğünün etrafında tasarlamanız ne kadar yaratıcı bir fikir. Çok romantik! Bu yüzüğün 1800lerden beri Edward’ın ailesinde olduğu düşünülürse..!”
Alice ile kısa bir süre bakıştık. Annem gelinliğin stilinde bir asır yanılmıştı. Düğün aslında yüzüğün etrafında değil, Edward’ın etrafında tasarlanmıştı.
Biri koridorda gürültülü ve aksi bir şekilde boğazını temizledi.
“Charlie, çok havalı gözüküyorsun.” dedi Renee, neredeyse şokta. Charlie’nin cevabının huysuz oluşunu açıklayabilirdi bu.
“Benimle Alice ilgilendi.”
“Vakit geldi mi?” dedi Renee kendi kendine, sesi neredeyse benim kadar gergin çıkmıştı. “Her şey çok hızlı oldu. Başım dönüyor.”
İkimiz de aynı durumdaydık...

İkimiz de aynı durumdaydık.
“Gitmeden önce bana sarıl.” diye ısrar etti Renee. “Bu sefer dikkatli.”
Annem bana belimden yavaşça sarıldı ve kapıya doğru yöneldi.
“Ah, az kalsın unutuyordum. Charlie, kutu nerede?”
Babam bir dakika ceplerini karıştırdı ve sonunda küçük, beyaz bir kutu çıkarıp Renee’ye uzattı. Renee kapağı kaldırıp bana uzattı.
“Mavi bir şey.” dedi.
“Aynı zamanda eski bir şey. Bunlar büyükannenindi.” diye ekledi Charlie.
Kutunun içinde iki tane ağır, gümüş toka vardı. Koyu mavi safirler dişlerin tepesinde çiçek şekilleri oluşturmuşlardı.
“Anne, baba… Hiç gerek yoktu.”
“Alice başka bir şey yapmamıza izin vermedi,” dedi Renee. “Her denememizde kafamızı koparıyordu neredeyse.”
Histerik bir kahkaha dudaklarımın arasından fırladı.
Alice önce çıktı ve iki tokayı da saçıma hızlıca taktı. “Bu mavi ve eski bir şey,” diyerek düşünceye daldı. Bana hayran hayran bakarak bir iki adım geri gitti. “Ve gelinliğin yepyeni…-”
Elime bir şey fırlattı. Ellerimi otomatikman kaldırdım ve ince, beyaz jartiyeri yakaladım.
“Bu benim ve geri istiyorum.” dedi.
Kızardım.
“İşte,” dedi Alice tatmin olmuş bir sesle. “Biraz renk – tek ihtiyacın bu. Resmen muhteşemsin.” Kendini kutlayan bir gülümsemeyle annemle babama döndü. “Renee, aşağıya inmen gerekli.”
“Tabii hanımefendi.” Renee baan bir öpücük yolladı ve kapıya koşturdu.
“Charlie, çiçekleri alabilir misin lütfen?
Charlie odadan çıktığında Alice jartiyeri elimden çekti ve eteğimin içinden daldırdı. Soğuk elleri ayak bileğimi yakaladığında sendeledim; jartiyeri yerine çekti.
Charlie üstü köpüklü iki beyaz buketle geri döndüğünde, Alice çoktan ayağa kalkmıştı. Güllerin, turuncu ağaç çiçeklerinin ve frezyanın kokusu beni yumuşak bir buğunun içine aldı.
Rosalie –Edward’dan sonra ailedeki en iyi müzisyen- aşağı katta piyan çalmaya başladı. Titremeye başladım.
“Sakin ol Bells,” dedi Charlie. Gergin bir şekilde Alice’e döndü. “Biraz hasta gözüküyor. Bunu yapabilecek mi sence?”
Sesi uzaklardan geliyor gibiydi. Bacaklarımı hissedemiyordum.
“Daha iyi olacaktır.”
Alice tam önünde durdu ve bileklerimi sıkıca kavradı.
“Odaklan Bella. Edward aşağıda seni bekliyor.”
Derin bir nefes aldım ve kendimi sakinleştirmeye çalıştım.
Müzik yavaşça değişti ve başka bir şarkı başladı. Charlie beni titretti. “Bells, gitmek üzereyiz.”
Hala bana bakan Alice “Bella?” diye sordu.
“Evet,” dedim tiz bir sesle. “Edward... Her şey yolunda...”

“Evet,” dedim tiz bir sesle. “Edward. Her şey yolunda.” Charlie peşimden gelirken, Alice’in beni odadan çıkarmasına izin verdim.
Koridorda müziğin sesi daha çok duyuluyordu. Bir milyon çiçeğin kokusuyla merdivenlere doğru gittim. Edward’ın aşağıda yürümeme yardım etmek üzere beni beklediği düşüncesine odaklandım.
Müzik tanıdıktı, Wagner’in geleneksel marşı çalınıyordu.
Alice şarkı söyler gibi “Benim sıram,” dedi. “Beşe kadar say ve beni takip et.” Ardından yavaş ve zarif bir dansa başlayarak merdivenlerden inmeye başladı. Alice’i nedime olarak seçmenin büyük bir hata olduğunu anlamalıydım. Onun arkasında çok uyumsuz gözükecektim.
Aniden bir giriş müziği çalmaya başladı. İşareti anladım.
“Düşmeme izin verme baba.” diye fısıldadım. Charlie elimi koluna çekti ve sıkıca tuttu.
Marşın yavaş temposuyla inerken bir seferde tek adım, dedim kendime. Görüşlerine girdiğim anda başlayan mırıltılara rağmen, güvenle aşağı inene kadar gözlerimi yerden kaldırmadım. Kan yanaklarıma hücum etti, tabii ki, kızaran gelin olmam beklenirdi.
Merdivenlerden iner inmez, Edward’ı aramaya başladım. Kısa bir saniye, evde canlı olmayan her şeye asılmış olan beyaz çiçekler dikkatimi dağıttı; ama sonra onu çiçeklerin arasında bulana kadar, gözlerimle etrafı aramaya devem ettim.
Carlisle’nin onun yanında ve Angela’nın babasının ikisinin arkasında olduğunun güçlükle farkına varabildim. Annemi, en ön sırada, oturması gerekli olan yerde göremedim, yeni ailemi de, davetlilerin hiçbirini de – biraz beklemek zorunda kalacaklardı.
Edward’ın yüzünü gördüğümde, bütün zihnimi ve görüşümü kapladı. Gözleri alev alev, altın rengiydi; muhteşem yüzü duygularının derinliğiyle daha da güzelleşmişti. Bakışlarımız kesiştiğinde, nefes kesici bir şekilde bana gülümsedi.
Ona doğru koşmamı engelleyen tek şey, Charlie’nin elinin elime uyguladığı kuvvetti.
Marş o kadar yavaştı ki, adımlarımı ritme uydurabilmek için çok uğraşmam gerekti. Şükürler olsun ki yol kısaydı. Ve sonra, sonunda, oradaydım. Edward elini uzattı, Charlie elimi aldı ve sembolik olarak Edward’ınkiyle değişti. Teninin soğuk mucizesine dokundum - ve evdeydim.
Yeminlerimiz basitti, milyonlarca kez söylenmiş geleneksel sözler… –tabii bizim gibi bir çift tarafından hiç söylenmemişti.- Mr. Weber’den sadece tek değişiklik istemiştik. “Ölüm bizi ayırana kadar” kısmı, “ikimiz de yaşadıkça” olarak değiştirilmişti.
Papaz kendi kısmını söylerken, bundan –istenmeyen bir doğumgünü hediyesi ya da utandırıcı bir gösteriymiş gibi- korkarken ne kadar aptalca davrandığımı anladım. Edward’ın parlayan ve muzaffer gözlerine bakarken, kendim de kazandığımı biliyordum, çünkü onun yanında kalabildiğim sürece başka hiçbir şey önemli değildi.
Bağlayıcı kelimeleri söyleme vakti gelene kadar ağladığımı fark etmemiştim.
“Evet.” dedim, neredeyse fısıldayarak. Onun yüzünü görebilmek için gözlerimi kırpıştırdım.
Sıra ona geldiğinde, sesi berraktı ve zafer kazanmış gibiydi.
“Evet.” dedi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.muziktr.yetkinforum.com
ecem
Süper Moderatör
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 177
Kayıt tarihi : 16/02/09
Yaş : 24
Nerden : istanbul

MesajKonu: Geri: Breaking Dawn Spoiler   Ptsi Şub. 16, 2009 11:18 pm

En merak edilen bölümlerden bir tanesi daha ;

BALAYI:1. GÜN


Edward ve Bella büyük günden sonra hemen o gün balayına çıkacaklardır ama Edward Bellaya süpriz yapmak istediğinden nereye gideceklerini söylemez hatta bu konuda Alice onu istediği bir şeyi yapmasını yoksa Bella ya nereye gideceklerini söyleyeceğini söyler ve SM 'nin de Breaking Dawn'ın çıkmadan kitaptan cümleler yayınladığı zaman ki "You're awfully small to be so hugely irritating." cümlesini de o zaman Alice'ye kullanmıştır... Ed ve Bells uzun bir yolculuktan sonra (araba, tekne vs. vs. ) sonunda balayı yapacakları yere gelirler ve bu yerde Esme'nin adası oluyor.. Bu arada haliyle balayında oldukları için Ed&Bells'in birlikte olma gibi bir durum var ama Edward herzaman söylediği gibi önce Bella'nın vampir olmasını istiyo çünkü eğer hala insanken denerlerse büyük ihtimalle bu Bella'nın ölümüne sebep olacak ama Bella o kadar yalvarıyo ki Edward evlenince deneyeceklerine söz veriyo ama evlenmeden asla deneyemeyeceklerin kesin bir şekilde belirtiyo...


***
Çok uzun bir bölüm olduğundan kısaltarak yazıyorum...

''Neredeyiz?'' o rota değiştirip, adanın kuzey ucuna doğru ilerlerken merakla mırıldadım.

Motorun sesine rağmen beni duydu ve ay ışığında parıldayan genişçe gülümsedi.

''Bu Esme Ada'sı (Isle Esme).''

''Esme Adası mı? Sesim alçaktı ama hala sessiz geceyi yaracak kadar yüksekti.

''Charlisle'den bir hediye---Esme bize ödünç vermeyi teklif ett.''

Bir hediye. Kim hediye olarak bir ada verirdi ki? Kaşlarımı çattım. Edward'ın aşırı cömertliğinin öğrenilen bir davranış olup oolmadığını farkedememiştim.

Bavulları rıhtıma koydu ve döndü. Bana ulaştığında o mükemmel gülümsemesiyle gülüyordu.

Elimi tutmak yerine beni kollarına aldı

''Kapı eşiğine kadar beklemen gerekmiyor muydu?'' hafifçe bottan dışarı sıçrarken neffessiz bir halde sordum.

Kısa bir süre için orman büyüyormuş gibi görünen zift karanlığındaydı. Ve sonra önümüzde sıcak bir ışık gördüm. Bir süre ışığın aslında bir evden geldiğini farkettim---iki aydınlık, mükemmel kare, geniş pencereler , ön kapıyı çevreliyordu---sahne korkusu yeniden bastırdı, geçen seferkinden çok daha güçlü bir şekilde. Bir otelde kalacağımızı sandığımdan çok daha kötü.

Kalbim kaburgalarıma doğru gümbür gümbür atıyordu ve nefesim boğazımda sıkışmış gibiydi. Edward'ın gözlerinin yüzümde olduğunu hissettim ama bakışlarına karşılık vermeyi reddettim. Karşıya doğru gözlerimi diktim.Hiçbirşey görmeden.

Ne düşündüğümü sormadı ve bu onun karakterine uymayan bir şeydi. Bunun onun en az benim aniden olduğum kadar kadar gergin olduğundan kaynaklandığını tahmin ettim.

Kapıları açmak için bavulları derin sundurmaya yerleştirdi.---kapılar kitli değildi.

Edward ben onun bakışlarıyla buluşana dek kapının eşiğinde bekleyerek bana baktı.

Evin içine beni taşıdı.İkimizde çok sessizdik.İçeri girdiğimizde ışıkları yaktı.Ev hakkındaki belli belirsiz ilk izlenimim küçük bir ada için oldukça büyük olduğuydu ve ev tuhaf bir şekilde tanıdıktı.Cullenlar tarafından tercih edilen Beyaza-beyaz tasarıma alışıktım.Bu beni evde gibi hissettiriyordu. Yine de hiç bir özelliğe odaklanamadım. Kulaklarımın arkasında atan şiddetli nabız herşeyi biraz bulanık yapıyordu.

Edward durdu ve so ışığı da açtı.

Oda büyük ve beyazdı ve uzaktaki duvar neredeyse tamamen camdı--- Benim vampirlerim için standart bir dekor.Ay beyaz kumların üzerinde parlaktı ve evden sadece bir kaç metre ötede dalgalar parıldıyordu. Ama ben bu kısmı ancak neredeyse fark edebildim.Ben daha çok , odanın ortasında etrafında kabarık sivrisink filesi olan büyük, beyaz yatağa odaklanmştım.

Edward beni ayaklarımın üzerine bıraktı.

''Gidip... Bavulları getireyim.''

Oda çok fazla sıcaktı, dışarıdaki tropikal geceden daha sıcak. Bir ter damlası boynumdan aşşağı süzüldü. Yetişip dokunana kadar kabarık file ye doğru yürüdüm. Bir sebepten dolayı herşeyin gerçek olup olmadığını hissetmem gerekiyordu.

Edward'ın döndüğünü duymadım. Aniden , soğuk parmakları ter damlasını silerek ensemi okşadı.

''Burası biraz sıcak,''dedi özür dileyen bir ses tonuyla. ''Bunun... en iyisi olacağını düşündüm.''

''Bunu kolay yapacak herşeyi... düşünmeye çalıştım,''itiraf etti.

Hala ondan tarafa bakmadan yüksek sesle yutkundum. Acaba hiç böyle bir balayı yaşanmışmıdır?

Cevabı biliyordum. Hayır.Yaşanmamıştır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.muziktr.yetkinforum.com
ecem
Süper Moderatör
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 177
Kayıt tarihi : 16/02/09
Yaş : 24
Nerden : istanbul

MesajKonu: Geri: Breaking Dawn Spoiler   Ptsi Şub. 16, 2009 11:18 pm

Devam...


''Merak ediyordum,''Edward yavaşça konuştu,''Eğer...önce... yani belki benimle bir geceyarısı yüzüşü yapmak istersin.'' Derin bir nefes aldı ve yeniden konuştuğunda sesi daha rahattı. ''Su oldukça sıcak olacak. Bu senin seveceğin türden bir sahil.

''Kulağa iyi geliyor.''sesim çatladı.

''Eminim bir yada iki insan dakikası istersin...bu uzun bir yolculuktu.''

Robot gibi başımı salladım. Ancak neredeyse insan gibi hissediyordum; belkide bir kaç dakika yalnız olmak yardım edebilirdi.''

Dudakları boğazımdan kulağıma kadar yukarı doğru sürtündü. Bir kez kıkırdadı ve soğuk nefesi aşırı sıcak tenimi gıdıkladı.'' Çok uzun sürmesin , Bayan Cullen.''

Yeni adımla birlikte birazcık yerimden sıçradım.

Dudakları boynumdan omuzlarımın uçlarına kadar sürtündü. ''Seni suda bekleyeceğim.''

Beni geçerek kapıya doğru yürüdü ve kumlu sahile doğru açtı. Yolda, gömleğini sıyırıp yere attı ve kapıdan geçerek ay ışığına çıktı. Sıcak, tuzlu hava onun arkasından içeriye girdi.

Tenim alev mi almıştı? Kontrol etmek için aşşağıya bakmak zorunda kaldım.Hayır , hiç bir şey yanmıyordu. En azından görünmüyordu.

Kendime nefes almayı hatırlattım ve sonra tökezleyerekEdward'In alçak beyaz bir şifonyerin üzerinde açtığı büyük bavula doğru gittim.Bu benim olmalıydı çünkü benim tanıdık malzemelerim üstteydi ve içinde bir sürü pembe şey vardı, ama tek bir giysi parçası bile bana tanıdık gelmiyordu. Temiz katlanmış yığınları karıştırırken--- tanıdık ve rahat bir şeyler bulmak için , bir kaç sweatshirt--- dişkkatimi elime gelen korkunç, dantelli ince ve küçük saten dikkatimi çekti.İç çamaşırları. Fransız etiketleriyle,çok fazla kadınsı iç çamaşırları.

Nasıl ve nerede olacağını bilmiyordum ama bir gün Alice bunu ödeyecekti.

Pes edip banyoya gittim ve Fransız tarzı kapılarla aynı sahile bakan pencerelerden dışarıyı gözetledim. Onu göremedim, sanırım orada bir yerde, nefes almak için dışarıya çıkma ihtiyacı duymadan, suyun içerisindeydi.Ay neredeyse dolunaydı ve kumlar onun ışığı altında parlıyorlardı. Küçük bir hareket dikkatimi çekti---giysilerinin geri kalanı eğilmiş bir palmiyenin üzerinde hafif bir esintiyle sallanıyordu.

Sıcaklık yine tenimde parladı.

Bir kaç derin nefes aldım ve sonra uzun tezgah sırasının üzerinde sıralanmış aynalara doğru ilerledim. Tam anlamıyla bütün gün uçakta uyumuş gibi gözüküyordum. Fırçamo buldum ve ensemdeki dolaşıklıkları dümdüz olana ve dek sertçe taradım ve tarakğın dişleri saçla dolana dek taradım.Dişlerimi iki kez titizce yıkadım. Sonra yüzümü yıkadım ve ateşli gibi hissettiğim boynumun arkasına su çarptım. Bu o kadar iyi hissetirdi ki kollarımı da yıkadım ve sonunda pes edip duş almaya karar verdim. Yüzmeden önce duş almanın gülünç olduğunu biliyordum ama sakinleşmeye ihtiyacım vardı ve sıcak su bunu yapmanın tek güvenilir yoluydu.

Ayrıca, bacaklarımı tekrar traş etmek iyi bir fikir olacak gibi gözüküyordu.

Bitirdiğimde, büyük, beyaz bir havlu aldım ve kolumun altına sıkıştırdım.

Ve sonra daha önce fark etmediğim bir ikilemle yüzyüze geldim. Ne giymeliydim? Belli ki maya olmazdı. Ama eğer giysilerimi geri giyersemde aptalca görünürdü. Alice 'in benim için paketlediklerini ise düşünmek dahi istemiyordum.

Nefesim hızlanmaya ve ellerim titremeye başladı. Biraz başım dönüyor gibi hissediyordum ve görünüşe göre bir panik atak yoldaydı. Büyük havlumun içinde soğuk, çini döşemeye oturdum ve başımı dizlerimin arasına yerleştirdim. Kendimi toparlayamadan bana gelip bakmaması için dua ettim. Eğer beni böyle parçalara ayrılmış görürse ne düşüneceğini tahmin bile edemiyordum. Kendini bir yalnış yaptığımıza ikna etmesi zor olmazdı.

Ve ben bir yanlış yaptığımızı düşündüğümden kafayı yemiş durumda değildim.Tam olarak değil. Kafayı yemiştim çünkü bunu nasıl yapacağıma dair hiç bir fikrim yoktu ve ben bu kapıdan çıkıpta bilinmeyenle yüzleşmekten korkuyordum. Özelliklede fransız iç çamaşırları içerisinde. Buna henüz hazır olmadığımı biliyordum.

İnsanlar bunu nasıl yapıyordu--- bütün korkularını atar ve bu kadar kapalı olan birine sahip oldukları her korkuya ve kusurlarına rağmen güvenir---hemde Edward'ın bana verdiği tam bağlılıktan daha azıyla? Eğer dışarıdaki Edward olmasaydı, eğer vücudum daki her hücrede beni en az benim onu sevdiğim kadar sevdiğini bilmesydim ---kayıtsız şartsız ve geri dönülemez ve, dürüst olmak gerekirse, manyık dışı--- Asla bu yerden kalkamazdım.

Ama dışarıdaki Edward'tı, bu yüzden kendime şu sözleri fısıldadım. ''Bir korkak olma'' ve çabucak ayağa kalktım. Havluyu kollarımın altından sıkıca bağladım ve kararlı bir şeklilde banyodan dışarı doğru yürüdüm. İç çamaşırlarıyla dolu bavulu ve büyük yatağı ikisine de bakmadan geçtim. Cam kapıdan pudra-inceliğinde kumlara çıktım.

Onu arayarak karanlıkta siyah olan, alçak dalgalara baktım.

Bulunması zor değildi. Orada duruyordu. Geceyarısı suda bel hizasına kadar denizin içerisinde oval aya bakıyordu. Ayın solgun ışığı tenini mükemmel bir beyaza dönüştürüyordu. Kum gibi, ayın kendisi gibi ve ay ıslak ssaçını da okyanus kadar siyah yapmıştı.. Hareketsizdi, avuçları suya doğruydu. Alçak dalgalar snaki o bir taşmışçasına etrafında kırılıyordu. Sırtının düzgün hatlarına baktım, omuzlarına , kollarına , boynuna , onun mükemmel şekline...

Ateş artık tenimi yakarak patlamıyordu--- artık yavaş ve derindi; bütün beceriksizliğimi, şüpheşi utangaçlığımı için için yakarak uzaklaştırıyordu. Havluyu hiç tereddüt etmeden onungiysilerinin olduğu ağacın altına sıyırıp attım ve beyaz ışığa doğru yürüdüm. Bu benide kar beyazı kum kadar beyazlaştırdı.

Suyun kenarına yürürken kendi ayakseslerimi duyamıyordum ama onun duyduğunu tahmin ediyordum. Edward dönmedi. Yumuşak köpüklerim ayak parmaklarımda kırılmasına izin verdim ve sıcaklık hakkında haklı olduğunu anladım---çok sıcaktı, banyo suyu gibi.Görünmeyen okyanusun tabanında dikkatlice yürüyerek içeri girdim ama dikkatim gereksizdi; kum mükemmel bir prüssüzlükte devam etti, ağırlıksızlık durumuna geçtim.

''Çok güzel,'' dedim. bende aya bakarak.

''Doğru,''cevapladı, etkilenmemiş bir şekilde. Yavaşça bana doğru döndü; küçük dalgalar onun hareketiyle birlikte tenime çarptı. Gözleri buz-rengi yüzünde gümüş rengi gözüküyordu. Ellerini döndürdü böylece suyun yüzeyinin altında parmaklarımızı birleştirebiliyorduk. Su onun teninin bana deydiğinde tüylerimin diken diken olmasını engellemeye yetecek kadar sıcaktı.

Ama ben güzel kelimesini kullanmazdım. devam etti. ''Burada senin duruşunla karşılaştırılamaz bile.''

Yarım gülümsedim, ve sonra serbest elimi kaldırdım---artık titremiyordu--- ve kalbinin üzerine yerleştirdim. Beyaz üzerine beyaz;bir kereliğine birbirimize tam olarak uyduk. Benim sıcak dokunuşumla birlikte çok azıcık ürperdi. Nefes alış verişi düzensizleşmişti.

''Deneyeceğimize söz verdim'' fısıldadı, aniden gergin. ''Eğer... Eğer seni incitecek bir şey yaparsam bana söylemelisin.''

Gözlerimi ondan ayırmadan, ağır ağır başımı salladım. Başka bir adım daha attım ve başımı göğsüne doğru uzattım.

''Korkma,''mırıldadım. ''Biz birbirimize aidiz.''

Bir anda kendi söğlediğim sözlerin doğruluğu karşısında ezildim. Bu an o kadar mükemmeldi ki, bundan şüphe etmenin hiç bir yolu yoktu.

Beni kendine doğru çekerek, kollarını etrafıma sardı. Yaz ve kış. Vüzudumdaki her sinir hücresi canlı kablolarmış gibi hissediyordum.

''Sonsuza kadar.'' onayladı, ve sonra bizi nazikçe daha derin sulara doğru çekti...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.muziktr.yetkinforum.com
ecem
Süper Moderatör
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 177
Kayıt tarihi : 16/02/09
Yaş : 24
Nerden : istanbul

MesajKonu: Geri: Breaking Dawn Spoiler   Cuma Şub. 20, 2009 6:41 pm

Devam...


BALAYI:2. GÜN

Sırtımdaki sıcak güneş beni sabah kaldırdı. Sabahın geç saatleri, belki öğleden sonra, emin değildim.Yine de zamanın dışındaki herşey çok açıktı; tam olarak nerede olduğumu biliyordum--- büyük, beyaz yataklı aydınlık oda. Pırıl prıl güneş ışığı açık kapılardan içeri doluyordu. File kümeleri ışığı yumuşatıyordu.
Gözlerimi açmadım. Herhangi birşeyi değiştirmek için fazla mutluydum, ne kadar küçük olursa olsun. Odadaki tek ses dışarıdan geler dalgalardı. Nefes alışımız, benim kalp atışım...
Sırtımı pişiren güneşe rağmen bile rahattım. Onun soğuk bedeni sıcak için mükemmel bir panzehirdi. Onun kış kadar soğuk göğsüne yatıyordum, kolları etrafıma saılmıştı, kolayca ve doğal bir şekilde. Geçen akşam neden o kadar paniklediğimi merak ettim. Tü korkularım artık bana aptalca geliyordu.
Parmakları yumuşakça omurgamın hatlarını takip etti ve ben onun benim uyanık olduğumu bildiğini biliyordum. Gözlerimi kapalı tuttum ve kollarımı, kendimi onun daha yakınına çekerek, boynunun etrafında sıkılaştırdım.
Konuşmadı; parmakları sırtımda aşşağı yukarı hareket ediyordu. Sırtıma ancak neredeyse dokunuyordu. Hafifçe tenimin şeklini takip etti.
Bu anı bozmamak için,burada sonsuza kadar öylece yatmaktan mutlu olurdum ama bedenimin başka fikirleri vardı.Sabırsız mideme güldüm.Geçen gece olanlardan sonra acıkmak bana çok yavan geliyordu. Sanki bir ağırlık tarafından tekrar yeryüzüne indirilmek gibiydi.
''Komik olan ne?'' hala sırtımı okşayarak,mırıldandı.Sesi ciddi ve kısıktı, dün gecenin anılarını bir sel gibi hatırlamama neden oldu ve bir kızarıklığın yüzümde ve boynuma yayıldığını hissettim.
Sorusuna cevap olarak, karnım guruldadı. Tekrar güldüm. ''İnsan olmaktan uzun süre kaçamassın.''

Bekledim, ama o benimle gülmedi. Yavaşça, kafamı bulutlandıran mutluluk tabakasında yüzerken, benim parlayan sevinç alanımın dışında farklı bir atmosferin olduğunu fark ettim.
Gözlerimi açtım; gördüğüm ilk onun şey soluk, neredeyse gümüş boğazının kavisiydi.Çenesi gergindi. Kalkmak için dirseğimden destek aldım böylece yüzünü görebiliyordum.
Önümüzdeki kabarık tenteye bakıyordu ve veb onun ciddi yüz ifadesini izlerken bana bakmıyordu. İfadesi şok olmuş gibiydi--- bu vücuduma fiziksel bir şok dalgası gönderdi.
''Edward'', dedim, boğazımda küçük bir tıkanmayla;''Ne var? Sorun ne?''
''Sormak zorunda mısın?'' Sesi sert ve kötümserdi.
Kendine güvensiz bir yaşamın sonucu olarak ilk önce neyi yanlış yaptığımı merak ettim. Olan herşeyi düşündüm ama dün gecenin anılarında hiç bir terslik göremedim.Bu beklediğimden de kolay olmuştu; birlikte sanki birbirinin benzeri parçalar gibi uymuştuk.Bu bana gizli bir haz verdi--- fiziksel olarak tamamen uyum içindeydik. Ateş ve buz, birşekilde birbirlerini yok etmeden beraber olan.Ona ait olduğuma dair daha fazla kanıt.
Onun bu şekilde bakmasına sebep olacak ne olabileceğini düşünemiyordum--- çok set ve soğuk. Ben neyi kaçırmıştık?
Parmakları alnımdaki endişe çizgilerini düzleştirdi.
''Ne düşünüyorsun?'' diye fısıldadı.
''Senin moralin bozuk.Ben neden anlayamıyorum. Ben bir şey mi...? Bitiremedim.
Gözleri daraldı. ''Ne kadar kötü yaralandın Bella? Gerçeği söyle--- azaltmaya çalışma.
''Zarar?'' tekrarladım; sesim normalde olduğundan daha yüksek çıkmıştı çünkü kullandığı kelime beni hayrete düşürmüştü.
Tek kaşını kaldırdı, dudakları ince bir çizgi halini aldı.
Çabuk bir kontrol yaptım.Otomatik olarak kaslarımı sıkarak ve gevşeterek vücudmu gerdim. Biraz tutulmuştum, ve oldukça da hassaslık vardı, doğru ama daha çok tuhaf bir şekilde kemiklerimin eklem yerlerinden söküldüğü ve bir çeşit deniz anasına dönüştüğüm hissi vardı. Ama bu kötü bir duygu değildi.
Ve sonra biraz snirli hissettim, çünkü o tüm sabahların en güzelini kötümserliği ile mahfediyordu.

''Nereden bu karara varabildin ? Ben daha önce hiç şu anda olduğum kadar iyi olmamıştım.''
Gözleri kapandı. ''Yapma şunu.''
''Neyi yapmayayım?''
'' Bir canavar değilmişim gibi davranmayı bırak.''
''Edward!'' fısıldadım, artık gerçekten üzgün. O benim en aydınlık anımı karanlığa sürüklüyordu. Lekeliyordu. ''Sakın bidaha öyle söyleme.''

Gözlerini açmadı; beni görmek istemiyormuş gibiydi.
''Kendine bak Bella. Sonra bana canavar olmadığımı söyle.''

Yaralanmış, şaşkın onun talimatını düşünmeden yaptım ve soluğumu tuttum.
Bana ne olmuştu? Üzerime yapışan kabarık beyaz kara bir türlü anlam veremedim. Kafamı salladım, ve beyaz bir yığın başımdan aşşağı yağdı.
Bir küçük parçayı parmaklarımın arasında sıkıştırdım. Bu bir tüy parçasıydı.
''Neden ben tüylerle kaplıyım?'' şaşkın bir biçimde sordum.
Sabırsızca soluğunu dışarı verdi. ''Bir yastığı ısırdım. Ya da iki. Bahsettiğim şey bu değil.''
''Sen... bir yastığı mı ısırdın? Neden?''
''Bak Bella, !'' neredeyse hırladı. Elimi tuttu --çok dikkatle--- ve kolumu gerdi.'' Şuna bak.''
Bu sefer neyi kastettiğini anladım.
Tüy tozlarının altında, büyük, morluklar kolumun soluk teninde büyümeye başlamıştı. Gözlerim kollarımdan başlatık kaburgalarıma kadar inen izleri takip etti. Elimi serbest bırakmak için çektim ve dokunduğum yerde kaybolup yeniden ortaya çıkmalarını, kollarımın ön tarafındaki renk değişikliklerini dürtterek izledim.Biraz zonkluyorlardı.

Çok hafifçe Edward neredeyse bana dokunmayarak, elini kolumdaki morlukların üzerine koydu.Uzun parmakları izlere tam uyuyordu.
''Oh,''dedim.

Bunu hatırlamaya çalıştım--acıyı hatırlamaya-- ama yapamadım. Onun kollarının etrafımda çok sıkı, ellerinin çok sert olduğu bir zamanı hatırlayamadım. Tek hatırladığım onun beni daha sert tutmasını istediğim ve bunu yaptığı zaman da mutlu olduğumdu...
Ben... çok üzgünüm, Bella;'' ben çürüklere bakarken fısıldadı. Sesi alçak ve boğazdan geliyorud. 'Sana söyleyebileceğimden çok daha üzgünüm.''
Kolunu yüzünün üzerine attı ve hiç kıpırdamadan durdu.
Bir uzun dakika için tamanen bir şaşkınlık içinde oturdum,gerekli açıklamayı yapmak için sözcükleri düşünerek. Şimdi onun perişanlığının nedenini anlıyordum. O kadar onun düşüncelerinin tersini hissediyordum ki, bunu anlatması zordu.
Şok gerisinde hiç bir şey bırakmayarak yavaşça yok oldu. Boşluk. Kafam boştu. Ne söyleyeceğimi düşünemiyordum. Ona bunu doğru bir biçimde nasıl açıklayabilirdim? Onu nasıl benim olduğum kadar mutlu yapabilirdim---ya da az önce olduğum kadar, bir dakika öncesine?
Koluna dokundum ve o karşılık vermedi. Parmaklarımla bileğini kavradım ve kolunu yüzünden kaldırmaya çalıştım ama eğer bir heykelin kolunu çekmeye çalışsaydım da aynı şey olurdu.

''Edward.''
Kıpırdamadı.
''Edward?''
Hiç bir şey. O zaman bu bir monolog olabilirdi.
''Ben üzgün değilim Edward. Ben... Sana söyleyemiyorum bile. Çok mutluyum. Onlar bunu gölgeleyemez. Kızgın olma. Olma. Ben gerçekten iy---''
''İyi kelimesini kullanma.'' Sesi buz kadar soğuktu. ''Eğer benm akıl sağlığıma değer veiyorsan, iyi olduğunu söyleme.''
''Ama öyleyim''fısıldadım.
''Bella'', neredeyse inledi. '' Yapma.''
''Hayır. Sen yapma Edward.''
Kolunu hareket ettirdi; altın rengi gözleri beni endişeyle süzdü.
''Bunu mahfetme,''dedim. ''Ben .Mutluyum.''
''Ben herşeyi çoktan ahfettim.''fısıldadı.
''Kes şunu.''lafı yapıştırdım.
Dişlerinin kenetlendiğini duydum.
''Ugh!'' inledim.'' Neden yalnızca aklımı okuyamıyorsun?Zihinsel olarak dilsiz olmak çok rahatsız edici!''

Kafası karışmış bir halde gözleri irileşti.
''Bu yeni bir şey. Senin aklını okuyamamamdan memnun olduğunu sanıyordum.''
''Bugün için değil.''
Bana gözlerini dikti. ''Neden?''
Ellerimi hayal kırıklığıyla havaya kaldırdım bu sırada omuzumda daha önceden fark etmediğim bir ağrı hissettim. Avuş içlerimle göğsüne bir şaplak attım. ''Çünkü bütün bunlar eğer sen şu an nasıl hissettiğimi anlayabilseydin gereksiz olacaktı! Yada beş dakika önce, herneyse. Ben mükemmel derecede mutluydum.Tamamen ve kesinlikle havalarda uçuyordum. Şimdi--- şey, oldukça berbatım, aslında.''
''Bana kızgın olmalısın.''
''Evet öyleyim. Bu sana kendini daha iyi hissettirdimi?''
İç çekti. ''Hayır. Şu an için bena kendimi iyi hissettirecek hiç bir şey düşünemiyorum.''
''Evet sana kızgın olduğum doğru. Sen benim mutluluğumu katlediyorsun, Edward.''
.............

Sinirimi bir keara bıraktım ve sesimi sakin tutmaya çalıştım.Bunun dikkat geektireceğini biliyorduk.Bun varsayılabilir olduğunu düşünüyordum.Ve sonra--- şey, bu düşündüğümden çok daha kolay oldu. Ve bu gerçekten hiç bir şey değil.'' parmaklarımla koluma sürttüm.''Bence ilk sefer için, ne bekleceğini bilmeden, harikaydık. Biraz pratikle---''
İfadesi o kadar çılgınca öfkeliydiki cümlenin ortasında kaldım.
''Varsaymak mı? Bunu mu bekliyordun Bella? Seni inciteceğimi mi bekliyordum Bella? Daha kötü olacağını mı düşünüyordun? Hala yürüyebildiğin için bu deneyim mi bir başarı mı sayıyorsun? Kırık kemikler yok--- bu bir zafer mi?
Onun herşeyi söylemesini bekledim. Sonra nefes alıp verişlerinin normale dönmesini bekledim. Gözleri sakinleştiğinde yavaş bir kesinlikle konuştum.
''Ne bekleyeceğimi bilmiyordum--- ama kesinlikle bu kadar ... bukadar... bukadar harika ve mükemmel olacağını beklemiyordum.'' Sesim fısıltı düzeyine düştü, gözlerim yüzünden ellerime kaydı. ''Demek istediğim, bu senin için nasıldı bilemiyorum ama, benim için kesinlikle böyleydi.''

Soğuk bir parmak çenem yukarı kaldırdı.
''Senin endişelendiğin şey bu muydu?'' dişlerinin arasından konuştu. ''Benim eğlenmediğim mi?''
Gözlerimi aşşağıda tuttum. '' Bunun aynı şey olmadığını biliyorum. Sen bir insan değilsin. Sadece bir insana göre ne kadar iyi olduğunu anlatmaya çalışıyorum, Şey, hayatın bundan daha iyi olabileceğini düşenemezdim bile.''
Uzun bir süreliğine sessiz kaldı, sonunda, yukarı bakmak zorunda kaldım. Yüzü artık daha yumuşaktı, düşünceli.
''Görünüşe göre daha çok özür dileyeceğim şey varmış.'' kaşlarını çattı. Sana neler yaptığım hakkındaki düşüncelerimi sanki... şey, varoluşumun en harika gecesi değilmiş gibi anlayacağını hayal bile etmemiştim. Ama sen bu haldeyken bu şekilde düşünmek istemiyorum...''

Dudaklarımın kenarları hafifçe yukarı kıvrıldı. ''Gerçekten mi? En iyisi mi?'' kısık bir sesle sordum.
...........


Çenesini kavradım ve öne doğru erğildim böylece yüzümüz birbirinden yalnızca bir kaç santim uzaktaydı.''Beni dinle Edward Cullen. Hiç bir şeyi senin hatırın için yapıyormuşum gibi davranmıyorum tamam mı? Sen perişan davranmaya başlamadan önce seni daha iyi hissettirmem için bir neden olduğu aklıma bile gelmemişti. Ben daha önce hayatımda hiç bu kadar mutlu olmadım---Sen beni öldürmek istediğinden daha çok sevdiğine karar verdiğinde bu kadar mutlu değildim, ya da ilk sabah kalktığımda ve sen benim için beklediğinde... Sesini bale stüdyosunda duyduğumda''---Avlanan bir vampirle ilgili eski anıyı duyduğunda geri çekildi ama ben durmadım---''ya da sen kabul ediyorum dediğinde ,bir şekilde ,seni sonsuza kadar yanımda tutabileceğimin farkına vardığımda. Bunlar benim hayatımın en iyi anıları ve bu tüm bunlardan daha iyi.''

Alnımdaki kaşlarımı çatmaktan olan çizgiye dokundu.''Seni mutsuz ediyorum. Bunu yapmak istemiyorum.''
''O zaman mutsuz olma. Şu anda yalnış olan tek şey bu.''
Gözleri kısıldı, ve sonra derin bir nefes aldı ve başını salladı.''Haklısın. Geçmiş geçmiştir ve bunu değiştirmek için hiç bir şey yapamam.Ruh halimin hırçın olmasına izin vermenin hiç bir anlamı yok. Şu an da seni mutlu etmek için ne olursa yaparım.''

Şüpeyle yüzünü inceledim ve o bana sakince gülümsedi.
''Beni ne mutlu ederse mi?''
Ben sorarken aynı anda karnım guruldadı.
''Sen açsın,'' dedi çabucak.Bana akşam olanları hatırlatan bir tüy bulutu havalandırarak hızla ayağa kalktı.
''Yani, neden tam olarak Esme'nin yastıklarını mahfetmeye karar verdin?'' kalkarak ve kafamdan daha çok tüy silkeleyerek sordum.
Çoktan haki rengi bir pantolon giymişti ve bir kaç tüyü kafasından çıkarmak için kapının yanında saçlarını karıştırıyordu.
''Dün gece bir şeye karar verip vermediğimi hatırlamıyorum.mırıldandı. '' Isırdığım şeyin sen değilde yastıklar olduğuna şanslıyız.''Derince nefes aldı ve sanki kötü düşünceleri atabilirmiş gibi başını salladı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.muziktr.yetkinforum.com
ecem
Süper Moderatör
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 177
Kayıt tarihi : 16/02/09
Yaş : 24
Nerden : istanbul

MesajKonu: Geri: Breaking Dawn Spoiler   Cuma Şub. 20, 2009 7:17 pm

Bellsin hamile olduğunu anlaması besin zehirlenmesi zannetmesi Very Happy

7.BEKLENMEDİK

Üzerimdeki karanlık kefen gibi sisin üzerinde ilerliyordu. Onların istekle parlayan koyu, öldürmeyi arzulayan, yakut gözlerini görebiliyordum.Dudakları, onların sivri, ıslak dişlerinin üzerinde gerildi---biraz hırlama, biraz gülümseme.

Arkamda inleyen çocuğu duydum, ama ona bakmak için geri dönemedim. Yine de onun güvende olduğu konusunda umutsuzdum. Şu anda odaklanma konusunda hiç bir hata yapma lüksüm yoktu.

Daha da yaklaştılar. Siyah cüppeleri hareketleriyle birlikte hafifçe dalgalanıyordu. Ellerinin kemik-rengi avuçlarında kıvrıldığını gördüm. Tüm yönlerden bizi sararak, ayrılmaya başladılar. Dört bir yanımız sarılmıştı. Ölecektik.

Ve sonra, sanki bir flaş patlaması gibi, bütün sahne değişikti. Henüz değişmemiş--- Volturi hala bizi öldürmeye hazır arkamızda yürüyordu. Gerçekten değişen şey resmin bana nasıl gözüktüğüydü. Aniden, onun için açtım. Panik, ben öne doğru çömelirken kana susamışlığa dönüştü. Yüzümde bir gülümseme oluştu ve çıplak dişlerimin arasından bir hırıltı çıktı.

Rüyanın şokuyla yerimden fırladım.

Oda karanlıktı.Ayrıca aşırı sıcaktı. Ter şakaklarımdan boğazıma doru akıyordu.

Elimle sıcak yatağı yokladım ve boş buldum.

''Edward?''

Hemen sonra, parmaklarım prüssüz, düz ve sert bir şeye deydi. İkiye katlanmış bir kağıt parçası. Notu elime ldım ve ışıkları açmaya gittim.

Notun dışındaki adres Mrs. Cullen adınaydı.

Yokluğumu fark etmeyeceğini umuyorum, ama eğer fark edersen, çok kısa bir süre içerisinde döneceğim. Yalnızca avlanmak için anakaraya gittim. Uykuya geri dön ve tekrar uyandığında ben yanında olacağım. Seni seviyorum.

İç çektim. Yaklaşık iki haftadır buradaydık, bu yüzden ayrılmak zorunda olacağını bekliyor olmalıydım.Ama daha önce zaman konusunda düşünmemiştim. Burada sankği zamanın dışında gibiydik. Yalnızca mükemmel bir halde sürükleniyorduk.

Alnımdaki teri sildim. Kendimi tamamen uyanık hissediyordum, ama komidinin üzerindeki saat gecenin birden sonrası olduğunu gösteriyordu. Bu kada rsıcak ve yapış yapış hissederken asla uyuyamayacağımı biliyordum.Anımsamak istemiyorum ama eğer ışığı söndürüp, gözlerimi kaparsam av kafamda, o peşindeki siyak figürleri göreceğimden emindim.

Kalktım ve ışıkları açarak, amaçsızca karanlık evin içinde yürüdüm. Edward olmadan burası çok büyük ve boş geliyordu. Farklı.

En son mutfağa geldim ve belki güzel bir yiğeceğin ihtiyacım olan şey olduğuna karar verdim.

Kızarmış tavuk için tüm malzemeleri bulana kadar buzdolabını karıştırdım. Tavadaki tavuktan gelen patırtılar ve cızırtılar hoş seslerdi. Sessizliği doldururlarken daha az gergin hissettim.

O kadar güzel koktu ki tavadan alır almaz dilimi yakarak hemen yemeğe başladım.Beşinci ya da atıncı lokmada, tadını alabileceğim kadar soğumuştu.Çiğneyişim yavaşladı. Tadında bir şey mi vardı? Eti kontrol ettim tamamen beyazdı ama yine de tamamen zamanının dolduğunu düşündüm. Denemek için başka bir ısırık aldım; iki kez çiğnedim. İyk- kesinlikle kötü.Lavobaya tükürmek için koştum. Aniden tavuk-ve-yağ kokusu tiksindirici geldi. Tüm tabağı aldım ve çöpe silkeledim. Sonra kokunun çıkması için pencereleri açtım. Serin bir esinti içeriye girdi. Bu bana kendimi daha iyi hissettirdi. Aniden kendimi çok yorgun hissettim, ama sıcak odaya dönmek istemedim. O yüzden televizyon odasında daha çok pencere açtım ve hemen altındaki divana uzandım. Geçen gün izlediğimiz aynı filmi açtım ve neşeli açılış şarkısıyla uykuya daldım.

Gözlerimi tekrar açtığımda, güneş gökyüzünde yarım yükselmişti, ama beni uyandıran ışık değildi. Beni kendine doğru çeken serin kollardı. Aynı anda, ani bir acı mideme girdi neredeyse midenize bir yumruk yedikten sonraki şok gibi.

Üzgünüm, ''Edward soğuk elleriyle nemli alnımı silerken mırıldandı. '' Çok büyük bir düşüncesizlik. Benim gidişimle senin için ne kadar sıcak olacağını unutmuşum. Tekrar gitmeden önce klimayı açacağım.''

Ne söylediğine konsantre olamıyordum.''Afedersin!'' kollarını serbest bırakması için mücadele ederek güçlükle soludum.

Otomatik olarak ellerini indirdi. ''Bella?''

Elim ağızımda kapalı banyoya doğru koştum. O korkunç hissediyordum ki-başta- ben klozete sürünmüş ve acı çekerken onun benimle gelmesine bile aldırmadım.

''Bella sorun ne?''

Daha cevap verememiştim. Beni endişeyle kaldırdı, saçımı yüzümden uzak tutarak yeniden nefes alıncaya kadar bekledi.

''Kahrolası bayat tavuk.''inledim.

''İyimisin?'' sesi gergindi.

''İyiyim.''nefes nefese kalmıştım. ''Yalnızca besin zahirlenmesi.Bunu görmen gerekmez. Uzaklaş.''

''Mümkün değil, Bella.''

''Uzaklaş,''ayağa kalkmaya çalışarak tekrar inledim.Böylece ağzımı durulayabilecektim. Ona yönelttiğim ittirmeleri yok sayarak kibarca bana yardım etti.


Ağzım temizlendikten s, beni kollarında tutarak yatağa taşıdı ve dikkatlice oturttu.

''Besin zehirlenmesi?''

''Evet,''edim çatlak bir sesle. ''Dün akşam kendime biraz tavuk yaptım. Tadı kötüydü, bende attım. Ama atmadan önce bir kaç ısırık aldım.''

Alnıma soğuk elini koydu. Bu iyi hissettirdi.''Şimdi nasıl hissediyorsun?''

Bunu bir dakikalığına düşündüm. Mide bulantısı geldiği gibi aniden geçmişti. ''Oldukça normal.Biraz aç aslında.''

Bana biraz yumurta pişirmeden önce bir saat yanımda bir bardak su ile bekletti. Tamamen normal hissediyordum, yalnızca gecenin ortasıda kalktığım için biraz yorgun. CNN'ni açtı. Çok fazla gündemden kopmuştuk. Üçüncü dünya savaşı kopmuş olabilirdi ve bizim haberimiz olmazdı-- ve uykulu bir şekilde kucağına uzandım.

Haberlerden sıkıldım ve onu öpmek için döndüm. Aynı sabahki gibi hareket ettiğimde keskin bir acı mideme saplandı. Ondan uzağa doğru sendeledim. Elim ağzımda sıkı sıkıya kapalıydı. Bu sefer asla banyoya zamanında yetişemeyeceğimi biliyordum. O yüzden mutfak lavabosuna doğru koştum.

Tekrar saçlarımı tıttu.

''Belki de Rio'ya dönüp, bir doktora gitmeliyiz.'' Ben ağzımı durularken telaşla önerdi.

Kafamı iki yana salladım ve koridora doğru ilerledim. Doktor demek iğne demek. ''Dişlerimi fırçaladıktan sonra iyi olacağım.''

Ağzımdaki tat gittiğinde, Alice'in benim için paketlediği bandajlar,ağrı kesiciler-şu andaki hedefim- Pepto-Bismol gibi insan şeyleri ile dolu küçük sağlık çantasını bulmak için bavulumu aramaya başladım.Belki midemi yatıştırabilirdim ve Edward'ı sakinleştirebilirdim.

Pepto'yu bulmadan önce, Alice'nin benim için paketlediği başka bir şeye daha rastladım. Küçük mavi kutuyu aldım ve başka herşeyi unutarak uzun bir süre bakakaldım.

Sonra kafamda saymaya başladım. Bir kez.İki kez.Tekrar.

Şok beni vurdu; küçük mavi kutu bavula düştü.

''İyimisin?'' Edward kapının arasından sordu. ''Tekrar mı hastalandın?''

''Evet ve hayır,''dedim, ama sesim boğazlanıyormuş gibi çıktı.

''Bella?'' lütfen içeriye gelebilirmiyim?'' Artık endişeli.

''Ta...mam.''

İçeri girdi ve pozisyonumu tarttı. Yerde, dizlerimin üzerinde, bavulun yanında oturur halde ve yüz ifadem, anlamsız ve boş. Yanıma oturdu, elini alnıma götürdü.

''Sorun ne?''

''Düğünden beri kaç gün geçti?''fısıldadım.

''On yedi.'' otomatik olarak cevapladı. ''Bella, ne demek istiyorsun?''

Tekrar sayıyordum. Onu beklemesi için uyararak bir parmağımı kaldırdım. ve sayıları kendime tekrarladım. Daha önce günler konusunda yanılmıştım. Düşündüğümden daha uzun bir süredir burdaydık. Tekrar başladım.

''Bella!''sabırsızca fısıldadı. ''Burada aklımı kaybetmek üzereyim''

Yutkunmaya çalıştım. İşe yaramadı. Bende bavula uzandım ve tekrar küçük mavi tampon kutusunu bulana kadar araştırdım.Kutuyu sessizce kaldırdım.

Kafası karışmış bir şekilde bana baktı. ''Ne? Hastalığını adet gibi mi geçirmeye çalışıyorsun?''

''Hayır,'' tıkanmamı engellemeye çalıştım. ''Hayır, Edward. Periyodumun beş gün geciktiğini söylemeye çalışıyorum.''

Yüz ifadesi değişmedi.Sanki hiç konuşmamışım gibiydi.

''Bunun besin zehirlenmesi olduğunu sanmıyorum.''ekledim.

Yanıt vermedi. Bir heykele dönüşmüştü.

''Rüyalar,'' kendime donuk bir sesle mırıldandım. ''Çok fazla uyumalar.Ağlamalar. Tüm o yiğecekler.Oh. Oh. Oh.''

Edward'ın bakışları boşlaşmıştı.Sanki artık hiç birşey göremiyor gibi.

Refleks olarak, neredeyse istemsizce, elim karnıma düştü.

''Oh!''tekrar cikledim.

Edward'ın hareketsiz ellerş arasından kayarak, yalpaladım. Mavi kumaşları yolumdan çektim ve karnıma baktım.

''İmkansız.''diye fısıldadım.

Hayatımın hiç bir bölümünde bebekler ya da hamilelikle ilgili kesinlikle bir deneyimim olmamıştı. Ama ben aptal değildim. Nasıl geliştiğini blmek için yeterince TV şovu ve film izlemiştim. Yalnızca beş gün gecikmiştim. Eğer hamile olsaydım, bedenim uyarı gösterirdi.Hamile olmasaydım, sabah bulantılarım olmazdı, uyku ve yeme alışkanlıklarımı değiştirmezdim.
Ve en önemlisi karnımda kesinlikle ,küçük ama belirgin bir şişlik olmazdı.

Doğru açıda kaybolurmu diye, her açıdan inceleyerek, gövdemi ileri geri döndürdüm. Parmaklarımı belli belirsiz şişliğin üzerinde gezdirdim ve tenimin altında ne kadar sert olduğuna şaşırdım.

''İmkansız,'' dedim tekrar, çünkü, şiş olsun ya da olmasın, periodum bozulsun ya da bozulmasın ( ve kesinlikle ortada bir period yoktu, Yine de daha önce bir gün bile gecikmemiştim), hamile olabilmemin hiç bir yolu yoktu. Seks yaptığım tek kişi bir vampirdi.

Hala yerde donmuş duran ve hiç bir hareket belirtisi göztermeyen vampir.

Bu yüzden bunun başka bir açıklaması olmalıydı. Benimle ilgili bir sorun. Tüm hamilelik belirtilerini gösteren garip bir Güney amerika hastalığı. Yalnızca hızlandırılmış hali...

Ve sonra bir şey hatırladım- bana şimdi bir ömür kadar uzak görünen bir zamanda yapılan bir internet araştırması. Charlie'nin evinde odmdaki eski sandalyede , pencereden zayıfça sızan gri ışıkla, oturur, benim antika, hırıldayan ilgisayarıma, Jacob Black'in yirmi-dört saatten daha kısa bir süre önce henüz kendide inanmıyorken, beni eğlendirmek için Quileute efsanelerinden bahsederek bana Edward'ın vampir olduğunu söylediği zaman hevesle ''Vampirler A-Z'' adındaki bir siteyi okurkenki halim.Dünyadaki Vampir efsanelerine adanmış siteyi merakla araştırmıştım.Filipino Danag, Hebrew Estire, Romanian-Varacolaci, İtalyan Stregoni benefici (aslında yeni kayınpederimin Volturi ile eski maceralarını temel alan bir efsane ama o zamanlar bunun hakkında hiç bir şey bilmiyordum)... Sürekli daha da imkansızlaşan hikayelere daha az dikkat etmeye başlamıştım.Yalnızca bazı konuları yarım yamalak hatırlayabiliyordum. Nasıl beni seni aldatmakla suçlayabilirsin? - Yalnızca eve iki yıllık deniz yolculuğundan döndün ve ben hamileyim diye mi? Bu bir kabus! O beni mistik vampir güçleriyle hipnotize etti.

Kafamı salladım, afallamıştım. Ama...

Esmeyi ve özellikle Rosalie'yi düşündüm. Vampirlerin çocuğu olamazdı. Eğer böyle bir şey mümkün olsaydı Rosalie çoktan bir yolunu bulmuş olurdu.Bu eski karabasan efsaneler yalnızca bir masal olmalıydı.

Bunun dışında... şey, benim durumumda bir farklılık vardı. Rosalie tabiki de bir çocuğa hamile kalamazdı. Çünkü Rosalie insanlıktan vampirliğe geçtiği durumda donmuştu. Tamamen değişmez. Ama insan kadınlarının vücutları çocuk taşımak için değişmek zorundadır. Önce sabit , aylık bir döngü. Daha sonra büyüyen bir çocuğu taşıyabilmek için daha büyük değişiklikler. Rosalie'nin vücudu değişemzdi.

Ama benimki değişebilir. Benimki değişti. Dün orada olmayan karnımdaki şişliğe dokundum.

Ve insan erkekler- eh, onlarda yaşamdan ölüme geçtikleri halde kalıyorlar.

Ama tabiki, vampir erkeklerin partnerleri hamile kalamazken, çocuk sahibi olabileceklerini kim bilebilir? Dünya üzerindeki hangi vampirin bunu bir insan kadınla deneme zorunluluğu vardır ki?Ya da buna eğilimi olup olmadığını?

Ben bir tane düşünebiliyordum.

Kafamın bir taraftıraları ve tahminleri sınıflandırırken, diğer taraf- en küçük kasları bile hareket ettirmeye yarayan kısım- normal işlevlerini yerine getiremeyecek şekilde afallamıştı. Konuşmak için dudaklarımı hareket ettiremiyordum ama yinede Edward'a lütfen bana neler olup bittiğini anlatmasını söylemek istioyrdum. Onun oturduğu yere gitmem, ona dokunmam lazımdı ama vücudum talimatları izleyemiyordu.Ben yalnızca, ellerim dikkatle gövdemdeki şişliğe bastırmış, aynadaki şok olmuş gözlerime bakabiliyordum.

Ve sonra,geçen geceki parlak kabusumdaki gibi, sahne beklenmedik bir şekilde değişti. Aynada gördüğüm herşey tamamen farklı gözüktü, ama aslında hiç bir şey değişmiş değildi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.muziktr.yetkinforum.com
ecem
Süper Moderatör
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 177
Kayıt tarihi : 16/02/09
Yaş : 24
Nerden : istanbul

MesajKonu: Geri: Breaking Dawn Spoiler   Cuma Şub. 20, 2009 7:17 pm

Devam...

Herşeyin değişmesine sebep olan şey vücudumun içinden gelen, yumuşak, küçük bir dürtmeydi.

Aynı anda, Edward'ın telefonu çaldı,tiz ve ısrarcı. İkimizde yerinden kıpırdamadı. Tekrar ve tekrar çaldı. Parmalarımı karnıma bastırarak bekledim. Aynadaki ifadem artık allak bullak olmuş değildi- meraklıydı. Tuhaf, sessiz gözyeşlarımın yanaklarımdan süzüldüğünü ancak neredeyse farkedebildim.Telefon çalmaya devam etti. Edward'ın cevaplamasını diledim--- şu anda önemli bir an yaşıyordum. Büyük ihtimalle hayatımın en büyük anını.

Ring! Ring! Ring! (telefon sesini türkçeye nasıl çevireceğimden bir türlü emin olamadım, ''zırr'' biraz garip oldu sanki )

Sonunda, sinir bozukluğu başka herşeyi sildi. Edward'ın yanına düzlerimin üzerine çöktüm- kendimi daha dikkatle hareket ederken buldum. Her hereketin nasıl hissettirdiği konusun da binlerce kez daha dikkatli--- ve telefonu bulana kadar ceplerini yokladım. Çözülüp telefona kendi bakmasını yarı-umdum ama o tamamen hareketsizdi.

Numarayı tanıdım, ve neden aradığını klolayca tahmin edebiliyordum.

''Selam Alice.''dedim.Sesim öncekinden daha iyi değildi. Boğazımı temizledim.

''Bella? Bella, iyimisin?''

''İyiyim, Charlisle orada mı?''

Evet. Sorun ne?''

''Ben...yüzde yüz... emin değilim...''

''Edward iyi mi?'' diye sordu endişeyle. Telefonun uzağından Charlisle'nin adını seslendi ve ben daha ilk sorusunu cevaplayamadan, ''Neden telefonu açmadı?'' diye ısrar etti.

''Emin değilim.''

''Bella neler oluyor? Ben sadece şey gördüm--''

''Ne gördün?''

Bir sessizlik oldu. ''İşte Charlisle,''dedi sonunda.

Buzlu su damarlarıma enjekte edilmiş gibi hissettim. Eğer Alice beni kollarımda yeşil-gözlü, melek-yüzlü bir çocukla görmüş olsaydı bana cevap verirdi, vermez miydi?

Charlisle'nin telefonu almasını beklerken, Alice için hayal ettiğim görüntü gözkapaklarımda oynaştı.Hatta hayallerimdeki erekek çocuktan bile daha güzel küçük bir bebek-- kollarımda küçük bir Edward. Sıcaklık, buzu kovarak damarlarım boyunca ilerledi.

''Bella, Ben Charlisle. Neler oluyor?''

''Ben-- '' naısl cevap vermem gerektiği konusunda emin değildim. Düşüncelerime gülüp delirdiğimi mi söyleyecekti? Yanlızca başka bir renkli rüya mı görüyordum? ''Ben Edward'la ilgili biraz endişeliyim... Vampirler şoka girebilir mi?''

''Zarar mı gördü?'' Charlisle'nin sesi aniden hızlandı.

''Hayır, hayır,'' ona güven vermeye çalıştım. ''Yalnızca... bir süprüzle karşılaştı.''

''Anlayamıyorum Bella.''

''Sanırım... şey, düşünüyordum ki...belki... belkide...''derin bir nefes aldım.''Hamile olabilirim.''

Bu sırada karnımda bir vuruş daha hissettim. Ellerim karnıma gitti.

Uzun bir durasamadan sonra, Charlisle'nin tibbi soruları başladı.

''Menstürel döngünün ilk günü ne zamandı?''

''Düğünden 16 gün önce.'' Emin olarak cevaplamadan önce kafamda işlem yaptım.

''Nasıl hissediyorsun?''

''Garip'', dedim ve sesim çatladı. Başka bir gözyaşı kümesi yanaklarımdan aşşağıya damladı. ''Bu çok saçma geliyor--- bak, bunun için çok erken olduğunu biliyorum. Belkide ben delirdim.Ama acayip rüyalar görüyorum ve sürekli yemek yiğiyorum ve ağlıyorum ve kusuyorum ve...ve... Daha şimdi içimde birşeyin kıpırdadığına yemin edebilirim.''

Edward'ın kafası yukarıya kalktı.

Rahatlamau-yla iç çektim.

Edward elini telefona uzattı. Yüzü beyaz ve sertti.

''Urn, Sanırım Edward seninle konumak istiyor.''

''Ver,'' dedi Charlisle gergin bir sesle.

Edward'ın konuşabileceğinden tam emin olmadan, telefonu onun açık ellerine koydum.

Telefonu kulağına bastırdı. ''Bu mmkün olabilir mi?'' fısıldadı.

Hiç bir yere odaklanmadan boş bir şekilde bakarak, uzun bire süre dinledi.

''Ve Bella?'' diye sordu. Konuşurken kollarını bana doladı ve kedine doğru çekti.

Oldukça uzun gözüken bir süre sonra 'Evet, Evet. Yapacağım. '' dedi.

Telefonu kulağından uzaklaştırdı ve ''son'' tuşuna bastı. Hemen sonra yeni bir numara çevirdi.

''Charlisle ne söyledi?'' sabırsızca sordum.

Edward yaşamıyormuşçasına bir sesle cevapladı. ''O senin hamile olduğunu düşünüyor.''

Kelimeler omurgamdan aşşağıya bir titreme yolladı. Küçük dürtükleyici içimde kıpırdandı.

''Şimdi kimi arıyorsun?'' telefonu tekrar kulağına koyarken sordum.

''Hava alanını. Eve dönüyoruz.''

Edward telefonda bir saat boyunca hiç ara vermeden konuştu. Eve uçuşumuz için düzenlemeler yaptığını tahmin ediyordum ama emin olamıyordum. Çünkü ingilizce konuşmuyordu. Tartışıyormuş gibi gözüküyordu; çoğu kez dişlerinin arasından konuşuyordu.

Tartışırken, toplandı. Geçtiği yerde yolunda düzenden çok tahribat yaratarak ortalıpta dönüp duran bir hortum gibiydi. Elbiselerimden bir kısmını onlara bakmadan yatağın üzerine fırlattı. Bundan benim için giyinme vaktinin geldiğini çıkardım. Ben üzerimi değişirken o tartışmaya hızlı el kol hareketleri yaparak devam etti.

Ondan dayanan şiddetli enerjiye artık katlanamaz olduğumda, odayı yavaşça terk ettim. Onun manik konsantrasyonu midemin rahatsızlanmasına sebep olmuştu-- sabah bulantıları gibi değil, yalnızca huzursuzluk. Bu modunun geçmesini başka bir yerde bekleyebilirdim. Bu beni biraz korkutan odaklanmış, soğuk Edward'la konuşamazdım.

Bir kez daha, mutfağa gittim. Tezgahın üzerinde bir paket çubuk kraker vardı. Onları çiğneyerek dalgın dalgın, pencereden kumlara ve taşlara, ağaçlara ve okyanusa, güneşte parlayan herşeye bakmaya başladım.

Biri beni dürttü.

''Biliyorum,''dedim ''Bende gitmek istemiyorum.''

Bir süreliğine pencereden dışarı baktım ama beni dürten yanıt vermedi.

''Anlamıyorum,''diye fısıldadım. ''Burada yalnış olan ne?''

Kesinlikle şaşırtıcı. Hatta şaşkınlığa uğratıcı. Ama yanlış?

Hayır.

O zaman neden Edward bu kadar öfkeliydi?

Bunun için bir sebep düşündüm.

Belkide Edward'ın hemen eve dönmemizi istemesi o kadar da garip değildi. Charlisle'nin bana bakmasını istiyordu, tahminimi doğrulamak için-- yine de kafamda bu konuyla ilgili hiç bir şüphe yoktu.Büyük ihtimalle hamileliğin neden bu kadar çabuk geliştiğini çözmek istiyorlardı. Karnımdaki şişlik ve dürtmeler. Bunlar normal değildi.

İlk kez bunu düşündüğümde. Doğru tahin ettiğime emindim. Bebek hakkında çok endişeli olmalıydı. Henüz kafayı yememiştim. Beynim onunkinden daha yavaş çalışıyordu-- hala daha önce gördüğüm resme odaklanmıştı: Edward'ın insanken olduğu gibi, yeşil gözlerine sahip minik bir çocuk-- kollarımda açık tenli ve güzel yatıyor. Tamamen Edward'ın yüzünü alacağını umuyordum, benden hiç bir parazit almadan.

Gerçekleşen bu görünün nasıl bu kadar beklenmedik ve tümüyle gereklilik olması komikti. O ilk küçük dokunuşla, tüm dünya değişti. Daha önce onsuz yaşayamayacağım tek bir şey varken artık iki olmuştu. Ama ortada bir bölünme yoktu--- sevgim onların arasında bölünmemişti; bu öyle bir şey değildi. Bu daha çok kalbim büyümüş de iki katı büyüklüğünde şişmiş gibiydi. Tüm ekstra yerler , çoktan doldurulmuştu. Artış neredeyse baş döndürücüydü.

Daha önce asla Rosalie'nin acısını ve küskünlüğünü gerçekten anlayamamıştım. Kendimi asla bir anne olarak hayal etmemiş, bunu asla istememiştim. Edward'a onun için çocuktan vazgeçmeyi hiç umursamadığıma dair söz vermek oldukça kolay olmuştu, çünkü gerçekten öyleydi. Genel olarak çocuk, bana asla uymamıştı. Gürültücü yaratıklar gibi gözüküyorlardı. Asla onlarla yapacak pek birşeyim olmamıştı. Renee'nin bana bir kardeş verdiğini hayal ettiğimde, bu daima bir büyük kardeş oluyordu. Benimle ilgilenecek biri.

Bu çocuk, Edward'ın çocuğu, tamamen başka bir hikayeydi.

Onu havayı istediğim gibi istiyordum. Bir seçenek değil-- gereksinim.

Belkide yalnızca gerçekten kötü bir hayal gücüm vardı. Belki de kendimi gerçekten evlenene kadar evli olarak hayal edememein sebebi buydu-- gerçekten bir bebek gelene dek bir bebek istediğimi anlamaktan acizdim.

Bir sonraki vuruşu bekleyerek alimi karnımın üzerine koyduğumda, göz yaşları yeniden yanaklarımdan aşşağıya doğru süzüldü.

''Bella?''

Ses tonundan endişelenerek, döndüm. Çok soğuktu, çok dikkatli. Yüzü sesiyle uyuşuyordu, boş ve sert.

Ve sonra ağladığımı gördü.

''Bella! '' Odayı şimşek gibi geçti ve elini yüzüme koydu. ''Acı mı çekiyorsun?''

''Yo, yo---''

Beni göğsüne doğru çekti. ''Korkma. On altı saat içinde evde olacağız. İyi olacaksın. Charlisle biz oraya gittiğimizde hazır olacak. Bununla ilgileneceğiz ve sen iyi olacaksın, iyi olacaksın.''

''Bununla ilgilenmek? Ne demek stiyorsun?''

Uzaklaştı ve gözlerime baktı. ''O şey senin herhangi bir parçanı incitmeden içinden çıkaracağız. Korkma. O şeyin seni incitmesine izin vermeyeceğim.''

''O şey?'' soluğum kesildi.

Ön kapıya doğru baktı. ''Lnet olsun!'' Gustavo'nun bugün görevi olduğunu unutmuşum. Ondan kurtulup hemen döneceğim.'' odadan dışarı fırladı.

Destek için tezgahı tuttum. Dizlerim titriyordu.

Edward az önce benim küçük dürtücüme şey demişti. Charlisle'nin onu dışarı çıkaracağını söylemişti.

''Hayır,'' fısıldadım.

Daha önce yanılmıştım. Bebek için hiç endişelenmiyordu. Onu incitmek istiyordu. Kafamdaki güzel resim aniden karanlık bir şeye dönüştü. Benim sevimli bebeğim ağlıyordu.Benim zayıf kollarım onu korumaya yeterli değildi.

Ne yapabilirdim? Bununla başa çıkabilecekmiydim? Ya başa çıkamassam? Bu Alice'nin telefodaki garip sessizliğini açıklarmı? Gördüğü şey bumuydu? Edward ve Charlisle henüz yaşayamadan beyaz tenli, mükemmel çocuğuu öldürüyorlar mıydı?

''Hayır,'' tekrar fısıldadım, sesim daha güçlü. Bu olamazdı. Buna izin vermeyecektim.

Tekrar Edward'ın portekizce konuştuğunu duydum. Tekrar tartışıyordu. Sesi yakınlaşıyordu. Öfkeli hırlamasını duydum. Ve sonra başka bir ses duydum. Alçak ve ürkek. Bir kadının sesi.

Edward onun önünde mutfağa girdi ve doğruca bana doğru yürüdü. Yanaklarımdaki yaşları sildi ve ince, sert dudaklarının arasından kulağıma mırıldandı.

''Getirdiği yemeyi bırakmakta ısrar ediyor--- bize akşam yemeği hazırlamış.'' Eğer daha az gergin olsaydı, daha az öfkeli, gözlerini devireceğini biliyordum. ''Bu bir bahane-- senin henüz öldürmediğimden emin olmak istiyor. Sesi cünlenin sonunda buz gibi soğudu.

Kaure elinde örtülmüş bir yemekle gergince köşeden dolaştı.Portekizce konuşabilmeyi diledim, ya da ispanyolcamın bu kadar temel olmamasını. Böylece yalnızca beni konrol etmek için bir vampiri öfkelendirmeye cesaret edebidiği için ona teşekkür edebilirdim.

Gözleri ikimizin arasında gidip geldi. Yüzümdeki rengi ölçtğünü gördüm, gözlerimdeki nemi. Anlamadığım bir şey mırıldanarak, yemeği tezgaha koydu.

Edward ona bir şeyler bağardı, onun bu kadar kaba olduğunu daha önce hiç görmemiştim. Gitmek için döndü ve eteğinin hareketi yemeğin kokusunu yüzüme doğru estirdi. Koku güçlüydü-- sarımsaklar ve balık. Ağzımı tuttum ve lavaboya koştum. Edward'ın ellerini alnımda hissettim ve onun kulağıma doğru gürleyen mırıltılarını duydum. Elleri bir saniyeliğine kayboldu ve ben buzdolabının çarpılmasını duydum. Merhametlice, koku sesle birlikte kayboldu ve Edward'ın elleri benim yapış yapış yüzümü serinletiyordu. Çabucak geçti.

O benim yüzümün bir tarafını okşarken ben de ağzımı duruladım.

Rahmimde kesin olmayan küçük bir vuruş vardı.

Sorun yok. Biz iyiyiz, şişliğe doğru düşündüm.

Edward beni kollarına çekerek döndürdü. Başımı omzuna yasladım. Ellerim iç güdüsel olarak arnımın üzerinde birleşti.

Küçük br soluk duydı-um ve yukarı baktım.

Kadın hala oradaydı.Sanki yardım edebilecek bir yol arıyormuşçasına elleri yarı açık, kapının orada tereddütte kalmıştı. Gözleri şokla açılmış, ellerime kilitlenmişti. Ağzı açık kaldı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.muziktr.yetkinforum.com
ecem
Süper Moderatör
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 177
Kayıt tarihi : 16/02/09
Yaş : 24
Nerden : istanbul

MesajKonu: Geri: Breaking Dawn Spoiler   Cuma Şub. 20, 2009 7:18 pm

Devam...

Ve sonra Edward'ta soluksuz kaldı, ve beni hafifçe bedeninin arkasına iterek aniden kadına yüzünü döndü. Kolları gövdemi çaprazlamasına sarmıştı, sanki beni geri çekiyormuş gibi.

Aniden, Kaure ona bağırıyordu-- yüksek sesle, öfkeli, onun anlaşılamaz sözleri odada bıçaklar gibi uçuşuyordu. Küçük yumruğunu havaya kaldırdı ve ona Edward'a doğru sallayarak ileri iki adım attı. Yırtıcılığına rağmen gözlerindeki dehşeti görmek mümkündü.

Edward'ta ona doğru bir adım attı ve ben kadın için korkarak kolunu kavradım. Ama Edward Kaure'nin paylamasını kestiğinde, sesi beni şaşırttı, özellikle Kaure ona feryad etmemesine karşın, onun ne kadar keskin olduğu konusunda. Sesi şimdi alçaktı, yalvarır gibiydi. Sdece bu değil, ama sesi de daha farklıydı, daha gırtlaktan, şiirsel. Artık portekizce konuştuğunu sanmıyordum.

Bir süreliğine, kadın ona şaşkınlıkla baktı ve sonra aynı değişik dilde uzun bir soru haykırırken gözleri kısıldı.

Yüzünde enfişe ve ciddiyeti büyümesini izledim. Bir kere başını salladı. Kaure çabucak bir adım geri attı.

Edward bana doğru el hareketleri yaparak ondan uzaklaştı ve sonra yanağıma yasladı.Kaure ellerini suçlarcasına Edward'a doğru sallayarak tekrar öfkeyle yanıt verdi. Kaure bitirdiğinde Edward yeniden aynı alçak, çabuk ses tonuyla yalvardı.

Surat ifadesi değişti-- Edward'a şüpheyle karışık bir şaşkınlıkla bakıyordu. Gözleri benim şaşkın suratıma gidip gidip geldi. Edward konuşmayı bıraktı ve Kaure birşeyleri düşünüyor gibi gözüküyordu. İkimizin arasında arkaya, öne baktı ve sonra bilinçsizce ileri bir adım attı. Elleriyle bir hareket yaptı. Karnından çıkan balon gibi bir şekil. Ona baka kaldım-- yırtıcı, kan-içici efsaneleri bunu mu içeriyordu? İçimde büyüyen şey hakkında gerçekten bir şeyler biliyor olm ası mümkün müydü?

Bu sefer kasten bir kaç adım ileri attı ve Edward'ın gergince yanıtladığı bir kaç kısa soru sordu. Ve sonra Edward soru soran durumuna geçti--- küçük bir sorgulama. Kaure önce tereddüt etti ve sonra yavaşça başını salladı. Edward tekrar konuştuğunda, sesi o kadar acı doluydu ki şok içinde ona baka kaldım. Yüzü acı ile asılmıştı.

Cevap olarak, küçük elini karnımın üzerine koymasına yetecek kadar ilerledi. Yalnızca bir kelime Portekizce bir söz söyledi.

''Morte,'' dedi yavaşça. Ve döndü, omuzları sanki bu tartışma onu yaşlandırmış gibi eğilmişti. Odayı terk etti.

O kelimieyi anlayacak kadar İspanyolca biliyordum.

Edward yüzündeki işkence çeken ifade ile onun arkasından bakarken, yeniden donmuştu. Bir kaç dakika sonra, botun motorunun hayat bulduğunu ve uzaklaştıkça solmasını işittim. Ve sonra eli omuzumu kavradı.

''Nereye gidiyorsun?'' dedi acı bir fısıltıyla.

''Tekrar dişlerimi fırçalamaya.''

''Ne dediği hakkında endişelenme, Onlar sadece eski efsaneler. Eğlenmek için uydurulan eski yalanlar.

''Hiç bir şey anlamadım zaten.'' dedim ama aslında bu tam olarak doğru değildi. Bir şeye yalnızca bir efsane olduğu için inanmamam saçma olurdu. Kendi hayatım zaten her yönden bir efsane ile sarılmıştı. Hepsi doğruydu.

''Diş fırçanı paketlemiştim. Senin için getireyim.''

Yanımdan yatak odasına doğru yürüdü.

''Yakında ayrılıyormuyuz?'' arkasından seslendim.

''Sen işini bitirir bitirmez.''

Ytak odasının etrafında yavaş adımlarla dolaşarak, fırçayı yeniden paketlemek için dişlerimi fırçalamamı bekledi. Bitirdiğimde fırçayı ona verdim.

''Ben bavulları bota taşıyacağım.''

''Edward--''

Geriye döndü. ''Evet?''

Bir kaç dakika yalnız kalmanın yolunu arayarak duraksadım. ''Bana biraz... yemek paketleyebilirmisin? Biliyorsun, eğer tekrar acıkırsam diye.''

''Tabiki'', dedi gözleri aniden yumuşamıştı. ''Hiç bir şey hakkında endişelenme. Bir kaç saat sonra Charlisle'ye ulasşacağız. Çok yakında bu tamamen bitecek.''

Sesime güvenmeyerek, kafamı salladım.

Döndü ve iki elindede birer bavulla odayı terk etti.

Hızla tezgahın üzerinde bıraktığı telefonu kaptım. Onun için bir şeyleri unutmak hiç normal değildi--- Gustavo'nun geldiğini unutmak, telefonunu burada unutmak. O kadar stres altındaydıki neredeyse kendi gibi değildi.

Telefonu açtım ve önceden proglamlanmış numaraları karıştırdım Beni yakalayacağından korkarak, telefonun sesini kapadığı için minnettar kaldım. Şu anda bottamıydı? Y da çoktan dönüyormuydu? Eğer fısıldarsam beni mutfaktan duyabilirmiydi?

İstediğim numarayı buldum. Daha önce hayatımda hiç aramadığım bir numarayı. ''ara'' Butonuna bastım ve bekledim.

''Alo?'' ses sanki altın rüzgar çanlarıymışçasına cevap verdi.

''Rosalie?'' fısıldadım. ''Benim Bella. Lütfen. Bana yardım etmek zorundasın.''
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.muziktr.yetkinforum.com
paradise
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 1193
Kayıt tarihi : 12/02/09
Yaş : 23
Nerden : Sitede bulunmadığım süre içeriisinde bana ulaşamanız için tel :0506 891 04 58

MesajKonu: Geri: Breaking Dawn Spoiler   C.tesi Şub. 21, 2009 1:51 pm

Ecem kız 3. bölümü nerden buldun ben çeviriyordum onu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://thecullens.yetkinforum.com , 7a-fansite.forummum.com
ecem
Süper Moderatör
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 177
Kayıt tarihi : 16/02/09
Yaş : 24
Nerden : istanbul

MesajKonu: Geri: Breaking Dawn Spoiler   C.tesi Şub. 21, 2009 4:13 pm

çevirmene gerek kalmadı canım zaten çoğu çevrilmiş kitabın Very Happy net.te çok var bu kitap değil aslında herkes midnight sun'ın peşinde bu arada 4 haftaya biter herhalde emin değilim ama biticek gibi duruyor:) =)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.muziktr.yetkinforum.com
Eylül_Cullen
Forum Müdür
Forum Müdür
avatar

Mesaj Sayısı : 665
Kayıt tarihi : 17/02/09
Yaş : 22
Nerden : ÇengeLköYy-İstanbuL

MesajKonu: !!!!   Paz Nis. 12, 2009 12:14 pm

artık gerek yok çünkü kitap çıktıııSmile lol!

_________________

Yakışıklılık Listeeem!
1-Nick Jonas!
2-Robert Pattinson!
3-Kıvanç Tatlıtuğ
4-Austin Robert Butler
5-Drake Bell
6-Koray Erkök
7-Bora Akkaş
8-Oğuzhan Koç
9-Alexander Rybak
10-Evan palmer
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
paradise
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 1193
Kayıt tarihi : 12/02/09
Yaş : 23
Nerden : Sitede bulunmadığım süre içeriisinde bana ulaşamanız için tel :0506 891 04 58

MesajKonu: Geri: Breaking Dawn Spoiler   Paz Nis. 12, 2009 1:24 pm

evet lol! lol! lol!

_________________


Yakışıklılık Listem : (Eylül güzel fikir)
1-Robert Pattinson
2-Tolgahan Sayışman
3- Orlando Bloom
4-Chad Michael Murray
5-Hayden Cristensen
6-Koray Erkök
7-Johnny Depp
8-Taylor Lautner
9-Alexander Rybak
10-Steven strait
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://thecullens.yetkinforum.com , 7a-fansite.forummum.com
 
Breaking Dawn Spoiler
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Twilight :: Seriler :: Breaking Dawn (Şafak Vakti )-
Buraya geçin: